24 Mart Dünya Tüberküloz Günü
23 Mart 2026

Dünya Tüberküloz Günü

24 Mart Dünya Tüberküloz Günü, 1882'de Robert Koch'un verem basilini keşfettiği günü anarak, tüberküloz (verem) konusunda farkındalık yaratmayı, hastalığın önlenmesi ve tedavisi için küresel çabaları artırmayı hedefler.Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ)’nün önerisiyle 1996 yılından beri 24 Mart tarihi ‘Dünya Tüberküloz Günü’ ilan edilmiştir. "Veremsiz bir dünya" hedefiyle, özellikle 2030 yılına kadar tüberküloz salgınını sona erdirmek için tanı ve tedaviye erişimi artırmak, sosyal destek sağlamak ve bilinçlendirme çalışmaları yapmak büyük önem taşımaktadır. 

Tüberküloz (verem); Mycobacterium tuberculosis’in neden olduğu insandan insana hava yoluyla bulaşan, öncelikle akciğerlerde olmak üzere tüm organlarda görülebilen bulaşıcı bir hastalıktır. Erken tanı konulması için verem hastalığı ve bulgularının bilinmesi çok önemlidir. 2-3 haftadan uzun süren öksürük, balgamda kan gelmesi, halsizlik, gece terlemesi, kilo kaybı ve verem hastası ile uzun süre temas öyküsü olan kişiler gecikmeden verem savaşı dispanseri veya göğüs hastalıkları uzmanına başvurmalıdır. Akciğer grafisi ve balgam incelemesi yapılarak hastalığın tanısı konabilmektedir.  Yeni tanı konmuş bir verem hastası ilaçlarını altı ay boyunca düzenli bir şekilde kullanmalıdır. Tanı konulup tedavi başlanan hastaların bulaşıcılığı hızla azalmaktadır. Unutulmamalıdır ki verem hastalarının tedavilerinin başarıyla tamamlanması, bulaşmayı önleyeceğinden veremden korunmanın en etkin yöntemidir.Eğer düzenli tedavi yapılamazsa ya da kullanılan ilaçlara basil dirençli ise, daha uzun tedaviler gerekir. İlaç direncinin nedeni, hastaların ilaçlarını düzenli kullanmaması ve en yakınlarını, temasta oldukları başka kişileri direnç geliştirmiş bu basillerle hasta etmeleridir. Tedavide kullanılan standart ilaçlara direnç gelişen hastalarda 2 yıl süren, yan etkisi ve maliyeti fazla olan ilaçlar kullanılır.

Tüberküloz, önlenebilir ve tedavi edilebilir olmasına rağmen, hala dünyada en çok ölüme neden olan bulaşıcı hastalıklardan biri olmaya devam etmekte olup küresel bir halk sağlığı sorunudur.  Bunun başlıca nedenleri : Tüberküloz ilaçlarının yanlış veya düzensiz kullanımı sonucu dirençli tüberküloz vakalarının ortaya çıkmasıdır, bir diğer neden   düşük sosyoekonomik durumdur. Yetersiz beslenme, kötü yaşam koşulları ve kalabalık ortamlar hastalığın yayılmasını kolaylaştırır. Sağlık hizmetlerine erişimin kısıtlı olması tanı ve tedavi gecikmesine neden olur. Toplumlarda yaşam süresinin uzaması ile yaşlanmanın  immün sistemi olumsuz yönde etkilemesi, HIV enfeksiyonu, diyabet, kanser gibi bağışıklığı baskılayan ek hastalıkların ortaya çıkması, bazı hastalıklarda kullanılan bağışıklık baskılayıcı ilaçlarda tüberkülozun gelişmesini kolaylaştırmaktadır. Göç ve Mülteci Hareketleri ile hastalığın yaygın olduğu bölgelerden göç eden bireyler hastalığı farklı ülkelere taşıması, göçmenler ve mültecilerin sağlık hizmetlerine ulaşmakta zorluk çekmesi tüberküloz hastalığının kontrolünü güçleştirmektedir.  

Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) “End TB” (Tüberkülozu Bitirme) stratejisi kapsamında 2030 yılına kadar tüberkülozun küresel sağlık tehdidi olmaktan çıkarılması hedeflenmektedir. Hedefler arasında toplumu tüberkülozdan korumak, hasta farkındalığını arttırmak ve ücretsiz tanı/tedavi hizmetlerine erişimini sağlamak yer almaktadır. Türkiye'de Ulusal Tüberküloz Kontrol Programı uygulanmakta olup, hasta sayısı her yıl azalmaktadır. Tanı ve tedavi hizmetleri ücretsizdir.Tüberküloz hastalarına yönelik, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı iş birliğiyle "Şartlı ve Düzenli Nakdi Sosyal Yardım" sağlanmaktadır. Ayrıca uzun süreli  ve en az 4 ilaçla yürütülen bir tedavi (en az 6 ay ) olduğu için  hastaların da uyumunun olması ve doğrudan gözetimli tedavi stratejisi şarttır. Bu tedavi süresini azaltmak amacı ile yeni ilaç çalışmaları, yeni tedavi rejimleri gündeme gelmektedir.

Ülkemizde verem savaşı programı başarılı bir şekilde yürütülmektedir.  Her ilimizde en az bir verem savaşı dispanseri hastalara ücretsiz hizmet vermektedir. 2035 yılına gelindiğinde veremin görülme sıklığında yüzde 90 azalma, hastaların ölüm oranlarında ise yüzde 95 azalma hedeflenmektedir. Bu hedeflere ulaşmak için bütün hastaların tedavisinin yanında özellikle latent (gizli) tüberküloz enfeksiyonu kontrolü, riskli gruplar, yabancı uyruklu/göçmen hastalar, dirençli hasta ve temaslılarının yakından takibi ve politik kararlılık gereklidir.  Aynı zamanda  “Veremsiz Türkiye” hedefine ulaşabilmek için ülkemizde verem mücadelesini kesintisiz sürdürmemiz gerekmektedir. Bunun için tüberküloz kontrolünün temel birimi olan verem savaşı dispanserlerinin desteklenmesi, tedavide gerekli olan ilaçların sorunsuz temin edilebilmesi, tanı olanaklarının geliştirilmesi, gözetimli tedavi uygulamasının kalitesinin daha iyi hale getirilmesi, yenilikçi tanı tedavi yöntemleri için araştırma olanaklarının çoğaltılması ve toplumun konuyla ilgili farkındalığının artırılması gerekmektedir.


Prof. Dr. Ceyda MAHLEÇ
Göğüs Hastalıkları Kliniği

 

         a